işü
Son yayınlanan yazılar
print this page
Son yazılar
gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gebelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hamilelik Süresince Normal Kilo Alımı

Hamilelik


Aşırı stres, aralıklı göğüs ağrıları ve düzensiz ilerleyen uyku problemleri... tüm bu sıkıntıların hepsi hamilelik süresi boyunca hanımların karşılaşmış olduğu vücut tepkilerinden yalnızca birkaçıdır. Keza gebeliğin ilk ayından itibaren vücudun fazlaca gelişen pek çok hormonu, hamilelik sürecince bu sorunlarla birlikte aşırı kilo alma durumlarınında doğmasına sebebiyet vermektedir. Ancak bu sıkıntıyı sağlıklı bir kilo kontrolü programı dahilinde en aza indirebilmek mümkündür. Özellikle de hamilelik sürecince normal kilo alımı sağlayabilmek için, uzman hekimler kontrolünde gerçekleştirilen küçük egzersiz programları oldukça yardımcı olmaktadır. Tüm bunların dışında, protein değeri dengeli besinler ile yağ yakıcı çorba çeşitlerinin gebelik esnasında tüketilmesi, hamilelik sürecince normal kilo alımını rahatlıkla kolaylaştıracaktır. Nitekim hanımların henüz hamileliklerinin

1. Aylarından itibaren dert etmeye başladıkları doğum sonrası, göbek eritme, hızlı yağ yakma ve sağlıklı diyet listesi aşamalarının hepsi, hamilelik esnasında uygulanacak olan bir takım kural ve programlar dahilinde tamamen mümkün olabilecektir. Öncelikle hanımların özellikle de aş erme dönemlerine girmeden önce, yemek programlarını belli bir düzen içerisinde sürdürmelerinde fayda görülmektedir. Nitekim, hamilelik öncesinde mevcut programınızın hemen hemen aynısını bir kaç seansa fazla olarak gerçekleştirmeniz, sizlerde hamilelik sürecince normal kilo alımı ihtimalinizi daha da kolaylaştıracaktır. Öyle ki, gebeliğin ilk 4 ayında vücut yapınıza vereceğiniz önem, doğum aşaması ve doğum sonrasında devam ettireceğiniz hayatınıza fazlaca katkılar sağlayacaktır.

Hamilelik Esnasında Normal Kilo Alımı için Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Hamilelik sürecince normal kilo alımı işlemlerinizi mutlaka bebeğinizin anne karnındaki gelişim aşamalarına göre uyarlamanız gerekmektedir. Keza, gebelik süresi boyunca her hafta farklı kilo ve boyut olarak küçük seanslar eşliğinde büyüyecek olan bebeğiniz, sizlerin dengeyi sağlayarak gerçekleştireceğiniz bir beslenme programı ile daha da sağlıklı olarak dünyaya doğabilirler
Bunun için aşağıdaki hususları dikkate almakta fayda vardır.

•    Hamileliğinizin ilk 20 haftası boyunca en fazla 2 buçuk kilo almaya dikkat etmeniz gerekmektedir. Geri kalan haftalarda ise bu dikkat dahilinde kilo alımlarınız daha sistemli ve aşırıya kaçmayan bir programla gerçekleşecektir.
•    Hamilelik öncesinde zayıfsanız eğer ve doktorunuzun da herhangi biri uyarısı yoksa, bu süreç içerisinde yaklaşık bir 15 kilo almanız uygun olacaktır.
•    Öte yandan hamilelik esnasında vücudun görünümünün bozulmaması adına yapılmakta olan diyetler oldukça tehlike arz etmektedir. Keza vücut gerek duyduğu protein değeri ve karbonhidrat ihtiyacını karşılayamazsa, ilerleyen dönemlerde anne ile bebeğinin sağlıksal açıdan büyük problemler bekleyebilir.
•    Hamilelik esnasında kilo alımı normal bir şekilde ilerlerken aniden değişiklik göstermeye başlarsa eğer, herhangi bir panik durumuna kapılmamanız gerekmektedir. Nitekim özellikle de 6. Aydan sonra bu tarz vücut değişikliklerinin yaşanması oldukça doğaldır.

Tüm bunların yanı sıra hamilelik süresince normal kilo alımı, hem sizlerin hem de bebeğinizin ilerleyen hayatında sağlıklı bir çizgide yaşamasına olanak tanıyacaktır.
0 yorum

Doğum Kontrolünde Doğallık Dönemi Başlıyor...

Doğum Kontrolünde Doğallık Dönemi Başlıyor…
Kadın sağlığına yönelik sunduğu yenilikçi çözümlerle alanında lider olan Bayer Kadın Sağlığı; “Kadın Doğasına Uyumlu Doğum Kontrol Hapını Türkiye’de ilk kez The Edition Otel’de düzenlenen basın buluşmasıyla tanıttı.

Bayer Kadın Sağlığı İş Birimi Direktörü Dr. Oğuz Mülazımoğlu’nun ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya Türk Jinekoloji Derneği (TJOD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ateş Karateke ve İstanbul Üniversitesi - İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erkut Attar konuşmacı olarak katıldı.

Doğal ve sağlıklı yaşamı benimseyen kadınları doğala özdeş bir doğum kontrol yöntemiyle tanıştıran Bayer, kadın doğasına uyumlu doğum kontrol hapının tanıtımını doğallık temasını tamamlayan “koku” konseptiyle gerçekleştirdi.

“Doğala Özdeş Doğum Kontrol Hapı”
İlk kez 2009 yılında Almanya’da kullanılmaya başlanan ve şimdiye dek yaklaşık 60 ülkede lansmanı yapılan bu yenilikçi ürünü Türkiye pazarına sunan Bayer adına görüşlerini belirten Bayer Kadın Sağlığı ve Genel Tedaviler – İş Birimi Direktörü Dr. Oğuz Mülazımoğlu, “Türkiye’de kadın sağlığı alanında her kullanılan 10 ilacın 9’u Bayer’e ait. Yeni ürünümüz, doğala özdeş estradiol içerdiği için, geniş bir kitleye hitap edeceğini düşünüyoruz “ dedi. Yenilikçi ürünler ve çalışmalar ile kadın sağlığı alanında lider firma olmaya devam edeceklerini söyleyen Dr. Oğuz Mülazımoğlu; sektöre farklı tanıtım teknikleriyle de yenilikler getirdiklerini belirtti. Mülazımoğlu; ilaç sektöründe bir ilki gerçekleştirerek “duyulara yönelik iletişim” yöntemini uyguladıklarına dikkat çekerek, yeni ürünün tanıtım çalışmalarında doğallığı akılda kalıcı biçimde anlatmak amacıyla özel olarak tasarlanan ve doğallığı çağrıştıran kokudan yararlandıklarını söyledi.

Türkiye’de Kadınlar Bedenlerini Tanımıyor!
Toplantıda söz alan Türk Jinekoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ateş Karateke, Türkiye’de halen doğum kontrol yöntemleri konusunda yeterli bilincin oluşmadığına dikkat çekerek Bayer adına gerçekleştirilen kadın sağlığı araştırmasını katılımcılarla paylaştı. Karateke; halen doğum kontrol hapları konusunda özellikle Türk toplumunda doğru bilinen yanlışlar olduğuna değinerek kadınların hormonal döngüsü hakkında fikir sahibi olmadığına dikkat çekti.

Karateke; 10.000 kadın arasında yapılan araştırmada kadınların sadece yüzde 20’sinin doğum kontrolü hakkında doğru bilgiye sahip olduklarını ve bunların sadece yüzde 9’unun doğum kontrol haplarında hangi tip hormonun bulunduğunu bildiklerini belirtti.

Doğum Kontrol Hapı Kullanan Kadınlar Cinsellikten Daha Çok Zevk Alıyor!
Doğum kontrol hapı kullanmış olan kadınlar, bu yöntemi cinsel hayatın kalitesi açısından en iyi yöntem olarak tanımlarken geri çekilme ve prezervatife göre cinsellikten daha çok zevk alınmasını sağladığını da belirtiyor.

Kadınlar Doğal bir Yöntem İstiyor!
Prof. Dr. Erkut Attar ise Doğal Doğum Kontrol Hapı Qlairista’nın kadınlar için getirdiği yenilikleri anlattı. Öncelikle her kadının ihtiyacının kendi bedenine göre farklılık gösterdiğinin altını çizen Attar; doğala özdeş doğum kontrol hapı Qlairista’nın; kadınların kendi vücutları ile uyum içinde olan yepyeni bir doğum kontrol yöntemi olduğunu belirtti.

Doğum Kontrol Hapları arasında bir ilk olan bu doğum kontrol hapının kadın vücudunun ürettiği östrojen hormonuyla aynı yapıya sahip estradiol hormonu içerdiğini anlatan Attar; Qlairista’nın kanama miktarını da önemli ölçüde azaltarak kadınların yaşam kalitesini yükselttiğinin de altını çizdi.

Qlairista Nedir?
Qlairista, ilk kez Almanya’da Qlaira adıyla 2009 yılında piyasaya verilmiş olan, dünyada 2,5 milyon kadın tarafından kullanılan, doğal östrojene özdeş “estradiol” içeren ilk doğum kontrol hapıdır

Ne Yenilik Getiriyor?
• Doğala Özdeş estradiol hormonu içeriyor
• Her gün kadın vücudunda üretilen hormon dozlarına tam olarak eşit miktarda hormon içeriyor
• Kanama miktarını azaltarak ve adetleri düzenleyerek kadınların yaşam kalitesini yükseltiyor
• Anti-androjenik özellikleri ile cildin ve saçların görünümünü iyileştiriyor

Hangi kadınlar için?
• Kullanmasında sakınca bulunmadığı halde doğum kontrol hapları almaktan çekinen
• Daha önce farklı doğum kontrol hapları kullanmış ve yan etkiler nedeniyle bırakmış
• Güvenilir ve doğal bir korunma yöntemi arayışı içinde olan, ilk adetten menopoza kadar tüm kadınlar için.


0 yorum

Bebeğinizi kucağınıza aldığınızda

Hamileliğin ardından, bebeğinizi kucağınıza aldığınız an, hayatınızın en mutlu anlarından bir tanesidir. Kendi canınızdan bir parçanın sağlıklı doğması, ailenize katılması, hayatınızda yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu yeni başlangıç bazen yeni doğum yapan kadınlarda strese, psikolojik olarak değişikliğe yol açabilir. Bu stres normaldir ancak uzun sürerse doğum sonrası depresyonu yaşıyor olabilirsiniz…

Terapi İstanbul’dan Psikiyatrist Dr. Gülcan Özer doğum sonrası depresyonu şu şekilde değerlendirdi;
Kadınlar, bir şekilde, doğumun otomatik olarak keyif ve neşe oluşturduğunu öğrenmişlerdir. Çocuk doğurmayı takip eden dönemin hayatlarının en mutlu zamanı olması gerektiğine inanmaya yönlendirilmişlerdir. Gerçekte ise, ailenin yaşam döngüsündeki en stresli ve endişe üreten dönemlerden birisidir. Bu dönemde kadının eşinin, ailesinin ve yakınlarının annelik rolüne uyum sağlamaya çalışan anneye psikolojik destek vermesi gereklidir.

Her sene, doğum yapan kadınların yarısından fazlasında ruhsal sorunlar görülmektedir. Bu kadınlardan yüzde 10 ile 15'i çocuk doğurmayı takip eden dönemde, uykusuzluk, kafa karışıklığı, annelik durumuna alışma endişesi gibi problemler yaşamaktadır.

Doğan çocuğun attığı ilk çığlıktan sonra, sorulan ilk soru, ‘‘Kız mı oğlan mı’, ikincisi de ‘‘Annenin sağlığı nasıl?’’dır. Bu soruyla merak edilen annenin fiziksel sağlığıdır. Ve ‘‘İyi’’ cevabı alındıktan sonra ‘‘doğum olayı’’ başkaları için bitmiştir. Oysa anne için doğumun sadece fiziksel aşaması sona ermiş ve annelik rolüne uyum sağlamasını gerektiren, ruhsal problemlerin yaşanabileceği bir dönem başlamıştır. Bu dönem gündelik sorunların yaşanıp profesyonel yardım olmadan aşılabileceği gibi yardım gerektirecek kadar ciddi problemler de görülebilir.

Yeni anneler, doğumdan sonraki ilk sene içinde her an depresyona yatkındırlar. Bir çocuğun bakımını üstlenmekle birlikte insanın eşiyle geçirdiği zamanın kaybı, yetişkin arkadaşlıklarının kaybı, özgürlüğün ve alışılmış gündelik hayatın kaybı da yanında gelmektedir. Yaşamlarının bir daha asla eskisi gibi olmayacağının bilinciyle, yeni yaşam tarzına uyum sağlamaya çalışırken bu bütün aile için de bir uyum zamanıdır.

Gözardı Edilen Ruhsal Sıkıntılar
Doğum sonrasında annelere tıbbi bakım eksiksiz verilirken, ruhsal sorunlar göz ardı edilebilir. Doğum yapan kadınlarda annelik hüznü %50-70, doğum sonrası depresyon %10-15 oranında görülebilir. Doğum sonrası dönemdeki ruhsal sorunlar için risk faktörleri şunlardır: Evlilikle ilgili sorunlar, geçmişteki ruhsal sıkıntılar (depresyon, bunaltı, kaygılar), ailede ruhsal hastalık, evli olmama, istenmeyen gebelik, annelik rolü için hazırlıksız olma, ilk gebelik, doğum korkuları, sosyal desteğin olmayışı sayılabilir. Doğumla birlikte değişen rol tanımları (çift olmaktan anne baba olmaya geçiş) ve bebek bakımının getirdiği psikososyal stresler ruhsal sorunların ortaya çıkmasını tetikleyebilir.

Psikiyatrist Dr. Gülcan Özer; “Doğum sonrası depresyon genellikle birkaç ay içinde düzelir”
Doğum sonrası depresyon, doğumdan sonraki ilk 6 hafta içinde sinsice başlar, bir hatta iki yıl sürebilir. Klinik tablo hafif depresif duygu durumdan melankoliye kadar değişebilir. Doğum sonrası depresyon genellikle birkaç ay içinde düzelir. Orta ve ağır şiddette ise mutlaka bir uzman tarafından tedavi edilmelidir. Tekrarlama riski hem sonraki doğumlarda hem de hamilelik dışı dönemlerde yüksektir. Eğer geçmişte depresyon öyküsü yoksa doğum sonrası depresyon riski %10-15, depresyon öyküsü varsa %25’tir.
Doğum sonrası depresyon tedavi edilmezse uzun sürer ve anneye verdiği duygusal zararın yanı sıra çocuğun gelişimini de olumsuz yönde etkiler.

Doğum sonrası depresyon belirtileri nelerdir?

• Normalden daha fazla ağlama
• Çoğunlukla üzgün hissetme
• Konsantre olamama ve sıkıntı içinde hissetme
• Eşyaları nereye koyduğunuzu hatırlamakta zorluk çekme
• Eskiden keyif aldığınız şeylerden keyif alamama
• Çok yorgun olduğunuz halde bebeğiniz uyuduktan sonra bile hala uyuyamama
• Günün çoğunda yorgun olma
• Hep böyle hissedecekmiş gibi hissetme
• Yalnız kalmaktan korkma
• Böyle hissetmeye daha fazla devam etmek durumunda olmaktansa ölmüş olmayı isteme

Tedavi Yöntemleri;
* Psikiyatrist Dr. Gülcan Özer
Genellikle, belirtiler fark edilmeden geçer çünkü bunlar yeni bir bebeğin bakımının getirdiği stresin birer parçası sanılabilir.

Bir bebeği göğüsten emzirmek ve adetlerin geri dönmesi, vücudun biyokimyasını değiştirebilecek ve bir depresyonun zamanlamasını etkileyebilecek önemli hormonal olaylardır.

Hamilelik, doğum ve doğum sonrası döneme ilişkin verilen eğitim ve gevşeme teknikleri anneyi pasif konumdan çıkararak korkusunu kontrol altına almasına yardımcı olmaktadır. Psikiyatrik ilaçların bebek üzerindeki etkileri konusunda bilinenler azdır. Zorunlu olmadıkça, özellikle ilk üç ayda ilaç kullanımından kaçınılmalıdır.

Ruhsal duruma bağlı olarak annenin beslenmesi ve bakımı önemli ölçüde bozuluyorsa ya da kendisi, bebeği ve çevresi için risk oluşturuyorsa en düşük risk grubundan ilaçlar, etkili en düşük dozda kullanılabilir.

0 yorum

Hamileler grip aşısı yaptırabilir

Havaların soğumasıyla birlikte özellikle çalışan anne adaylarının kendilerini soğuk algınlığı ve gripten koruması gerekiyor. Aşı olmak alınabilecek önlemler arasında ilk sırada yer alırken, elleri sık sık yıkamak, bulunulan ortamı havalandırmak ve gripli kişilerden uzak durmak da diğer dikkat edilmesi gerekenler… 

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, anne adaylarının bu dönemde dikkat etmesi gerekenleri anlattı…

Salgın hale gelen ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümcül sonuçlara yol açan grip virüsü, üst solunum yollarını etkilemekle kalmayıp, kimi kez tüm vücut sistemlerine de yayılıyor. Bu yüzden sadece yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için değil, hamileler için de büyük risk taşıyor.

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, gebelik gibi vücut direncinin fizyolojik olarak azaldığı durumlarda gribin anne ve bebeğin sağlığını ciddi şekilde etkilediğini, bebeğin ana rahminde gelişimini hatta anne ve bebeğin hayatını tehdit edebildiğini söylüyor. Op. Dr. Seval Taşdemir, gribin doktor kontrolünde atlatılmasının anne ve bebeğin sağlığı açısından çok önemli olduğunu vurguluyor.

GRİP AŞISI İÇİN EN İDEAL ZAMAN
Ekim ayı ile Kasım ayının ilk haftasının grip aşısı için en ideal zaman olduğunu belirten Op. Dr. Seval Taşdemir, “Eğer hamileliğin 14’üncü haftasından sonrası sonbahar ve kış aylarına denk geliyorsa; grip aşısı yaptırmak üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için uygun bir yöntemdir” diyor. “Grip aşısı canlı virüs içermediğinden gebelerde rahatlıkla uygulanabilir ve yüksek oranlarda koruyuculuk sağlar. Grip aşısı üst solunum yolu enfeksiyonları açısından daha riskli olan anne adaylarına ilk üç ayda da yapılabilir. Ayrıca anneye yapılacak olan grip aşısı, bebeği de doğumundan sonraki ilk 6 ay içerisinde gripten koruyabilir.”

DOKTORUNUZA SORMADAN GELİŞİGÜZEL İLAÇ KULLANMAYIN
Gribe yakalanan anne adaylarının, bebeklerine zarar vermemek için gelişigüzel ilaç kullanmamaları gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Seval Taşdemir, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Gribin etkileri genellikle çok ağır değildir ve bebeği doğrudan etkilemez. Ancak anne ağır bir gribe yakalanırsa, yüksek ateş ve organ sistemlerini etkileyen grip, dolaylı olarak bebeğe zarar verir. Bu sebeple, zorunlu durumlarda doktora danışılarak bebeğe zarar vermeyen antibiyotik ilaçlar kullanılabilir." Op. Dr. Taşdemir, gripten korunmanın en iyi yollarından birinin, salgın dönemlerinde kalabalık yerlerde bulunmamak ve grip olan kişilerle yakın temasa girmemek olduğunu belirtiyor.

BOL SIVI ALIN, ORTAMI SIK SIK HAVALANDIRIN
Anne adayının, grip olan kişilerle aynı ortamda bulunması gerekiyorsa, ortamın sık sık havalandırılması gerektiğine dikkat çeken Op. Dr. Seval Taşdemir, elleri sık sık yıkamanın da gribe karşı koruyucu bir önlem olduğunu belirtiyor. "Gribe yakalanan anne adayı bol sıvı almalı ve mümkünse ilaç almadan gribi atlatmaya çalışmalı. Solunum yollarının buğu yapılarak veya zararsız boğaz pastilleri ile yumuşatılması, gerektiğinde parasetamol grubu ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlarla vitaminlerin kullanılması gribin atlatılmasına yardımcı olabilir."

BİTKİ ÇAYLARINDA AŞIRIYA KAÇMAYIN
Anne adaylarının bitki çaylarını kullanılırken de dikkatli olmaları gerektiğini belirten Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Ihlamur, rezene, karanfil, kuşburnu, ada çayı, elma, portakal, nane çayı gibi çayları aşırıya kaçmadan tüketebilirsiniz. Ancak içeriğini bilmediğiniz, büyük çoğunluğu rahim kasılmalarına sebep olan, hijyeninden emin olmadığınız bitki ve çaylardan uzak durun” diyerek uyarıyor

0 yorum

D Vitaminiyle Çocuk Şansınızı Arttırın

Son yıllarda kadınların evlenmek için artık eğitim ve kariyer basamaklarını tırmanmayı beklemesi ve anne olmak için sürekli olarak planların ertelenmesi ne yazık ki kadınlarda doğurganlık oranlarının düşmesine neden olmaktadır. Özellikle de kadınların gebelik için otuzlu yaşları tercih etmeleri aynı zamanda çocuk sahibi olma şanslarını da belirli oranlarda düşürmeleri anlamına gelmektedir. Ancak günümüzde gelişen tıbbi imkanlar çocuk sahibi olmak isteyen kadınların bu amaçlarına ulaşmak amacı ile desteklerini sürdürmekte ve çeşitli önlemler ile doğurganlık oranını arttırmayı amaçlamaktadır.

Başta Amerika ve İngiltere olmak üzere bu sorunla mücadele eden gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalar sonucunda D vitamini ile doğurganlık oranı arasında ciddi bir ilişki olduğu kanıtlanmış olup düzenli olarak D vitamini alan kişilerin gebe kalma oranlarının çok daha yüksek olduğunu ortaya çıkarmıştır. D vitamini eksikliği hamilelik önünde büyük bir engel olarak görülürken gebe kalmak istiyorum diyen kadınların bu nedenle ilk önce tam kan sayımı testi yaptırmaları ve bu test sonucunda demir eksikliği tespit edilirse önce bunun tedavisine yönelmeleri büyük bir önem taşımaktadır. Vücutta her şeyin fazlası zararlı olduğu için kesinlikel fazla D vitamini almamak adına bunların tümünün doktor kontrolünde yapılması ve doktorun belirttiği dozajlar daha erken sonuç alırım umudu ile asla aşılmamalıdır.

Yapılan araştırmalar gebe kalmak için çok istekli olan çiftlerin üzerlerinde oluşturdukları yoğun baskı nedeni ile gebe kalma oranlarının düştüğünü göstermektedir. Bu nedenle korumasız olarak cinsel ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl içinde sonuç alamayan çiftlerin kadın doğum uzmanına başvuruda bulunarak buna neden olabilecek bir sağlık sorunlarının olup olmadığı araştırılmalıdır. Çok nadir olsa da ortada hiçbir sağlık sorunu olmamasına rağmen bebek sahibi olamayan çiftlerde bulunmaktadır. Bunun nedeni olarakta gebe kalmak için aşırı istek duyulması gösterilmektedir. Hamile kalmak için kullanılan D vitamini yine gebelik sürecinde de büyük bir önem taşımaktadır. Bebeğin anne karnında hem zeka hem de bedensel gelişiminin daha sağlıklı olabilmesi açısından anne adaylarının mutlaka düzenli D vitamini kullanımı zorunludur.
0 yorum

D Vitaminiyle Çocuk Şansınızı Arttırın

Son yıllarda kadınların evlenmek için artık eğitim ve kariyer basamaklarını tırmanmayı beklemesi ve anne olmak için sürekli olarak planların ertelenmesi ne yazık ki kadınlarda doğurganlık oranlarının düşmesine neden olmaktadır. Özellikle de kadınların gebelik için otuzlu yaşları tercih etmeleri aynı zamanda çocuk sahibi olma şanslarını da belirli oranlarda düşürmeleri anlamına gelmektedir. Ancak günümüzde gelişen tıbbi imkanlar çocuk sahibi olmak isteyen kadınların bu amaçlarına ulaşmak amacı ile desteklerini sürdürmekte ve çeşitli önlemler ile doğurganlık oranını arttırmayı amaçlamaktadır.

Başta Amerika ve İngiltere olmak üzere bu sorunla mücadele eden gelişmiş ülkelerde yapılan araştırmalar sonucunda D vitamini ile doğurganlık oranı arasında ciddi bir ilişki olduğu kanıtlanmış olup düzenli olarak D vitamini alan kişilerin gebe kalma oranlarının çok daha yüksek olduğunu ortaya çıkarmıştır. D vitamini eksikliği hamilelik önünde büyük bir engel olarak görülürken gebe kalmak istiyorum diyen kadınların bu nedenle ilk önce tam kan sayımı testi yaptırmaları ve bu test sonucunda demir eksikliği tespit edilirse önce bunun tedavisine yönelmeleri büyük bir önem taşımaktadır. Vücutta her şeyin fazlası zararlı olduğu için kesinlikel fazla D vitamini almamak adına bunların tümünün doktor kontrolünde yapılması ve doktorun belirttiği dozajlar daha erken sonuç alırım umudu ile asla aşılmamalıdır.

Yapılan araştırmalar gebe kalmak için çok istekli olan çiftlerin üzerlerinde oluşturdukları yoğun baskı nedeni ile gebe kalma oranlarının düştüğünü göstermektedir. Bu nedenle korumasız olarak cinsel ilişkiye girmelerine rağmen 1 yıl içinde sonuç alamayan çiftlerin kadın doğum uzmanına başvuruda bulunarak buna neden olabilecek bir sağlık sorunlarının olup olmadığı araştırılmalıdır. Çok nadir olsa da ortada hiçbir sağlık sorunu olmamasına rağmen bebek sahibi olamayan çiftlerde bulunmaktadır. Bunun nedeni olarakta gebe kalmak için aşırı istek duyulması gösterilmektedir. Hamile kalmak için kullanılan D vitamini yine gebelik sürecinde de büyük bir önem taşımaktadır. Bebeğin anne karnında hem zeka hem de bedensel gelişiminin daha sağlıklı olabilmesi açısından anne adaylarının mutlaka düzenli D vitamini kullanımı zorunludur.
0 yorum

Anne Sütü Nasıl Arttırılır

Bebeklerin sağlıklı gelişimleri için özellikle de ilk 6 ay boyunca anne sütü ile beslenmeleri çok büyük bir önem taşımaktadır. Anne sütü içerisinde barındırdığı önemli enzimler ve etken maddeler sayesinde bebeğinizin daha sağlıklı beslenmesini sağlarken aynı zamanda onu gelecek yaşamında hastalıklardan da koruyacak sihirli bir formül olarak görülmektedir. Anne sütünün faydaları çok fazla olduğu için doktorunuz aksini söylemedikçe kesinlikle ek gıdaya geçiş için acele edilmemelidir.

Günümüzde pek çok anne sütü yeterli olduğu halde bebeklerinin doymadığını düşünerek ek gıdalara çok erken dönemlerde geçiş yapmaya başlamaktadır. Oysa ki size sütünüzün yetmediğini söyleyebilecek tek kişi doktorunuzdur. Bu nedenle kayınvalideniz, anneniz, komşunuz ya da bir arkadaşısınız çocuğunuz çok zayıf olduğunu, doymadığı için ağladığını söylerse yapmanız gereken tek şey buna kulaklarınızı tıkamanızdır. Yapılan tüm bilimsel çalışmalar sanılanın aksine şişman bebeğin sağlıklı bebek olmadığını ortaya koymaktadır. Sütün gerçekten az olduğu anneler ise anne sütünü arttıran besinler ve içeceklerden daha fazla tüketmektir.

Anne sütü nasıl arttırılır sorusunun ilk ve tartışmasız yanıtı kesinlikle annenin stresten uzaklaşması, bebeğini severek ve isteyerek emzirmesi ve asla sütüm yetmeyecek endişesi yaşamamalarıdır. Sütüm yetmiyor endişesi yaşayan ya da sütün yetmiyor diye eleştirilen annelerin sütleri ne zayık ki gerçekten azalmaktadır. Üzüntü, sıkıntı ve stres anne sütünü azaltan en önemli faktörlerdir. Daha mutlu olan anneler bebeklerini daha sağlıklı şekilde besleyebilecektir. Anne sütünü arttıran gıdalar arasında ilk sırayı marul almaktadır. Ayrıca rezene ve ısırgan otu kullanılarak yapılan bitkisel çaylarda anne sütünü arttırmakta etkilidir. Bunlara ek olarak annelerin bol bol sıvı tüketmeleri de anne sütü için önemlidir. Ayrıca kırmızı mercimek çorbasının içine mısır unu, kimyon ve yulaf unu katılması anne sütünü arttırmaktadır. Anne sütünü arttıran sebzeler arasında ise en çok bilineni maruldur. Ayrıca şalgam ve turp da anne sütünü arttırmaktadır. Ancak turp aynı zamanda gaz oluşmasına neden olduğu ve anne sütünden bebeğe de taşındığı için aşırı derecede tüketilmesi önerilmemektedir. Anne sütünü arttırmak için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta günde en az 3 litre sıvı tüketilmesi ve bunun en az 10 bardağının saf sudan oluşmasıdır.  
0 yorum

Annelerin korkulu rüyası olan Rotavirüs


Annelerin korkulu Rüyası olan Rotavirüs, yılda bir milyondan fazla çocuğun ölümünden sorumlu tutuluyor. Uzmanlar, her çocuğun 5 yaşını doldurmadan Rotavirüs geçireceğini belirtirken, "Rotavirüs, en çok kış aylarında görülen bir hastalık. Tüm dünyada her yıl milyonlarca çocuğu etkileyen bir virüs. Ağır geçirilen hastalık, yüksek ateş yapıyor. Aşırı kusma, şiddetli ishal gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Vücutta çok hızlı şekilde Su kaybına yol açtığı için, kaybedilen Sıvı takviye edilemezse ölüme yol açabiliyor" diyor Çocuk Hastalıkları Uzmanı Mesut Özel, antibiyotiğin tedavide yeri olmadığını söylüyor; anne-babalara önemli uyarı ve önerilerde bulunuyor.

 ANİ ATEŞ, ŞİDDETLİ İSHAL VE KUSMA

 Rotavirüs'ün daha çok kış hastalığı olarak bilindiğini ifade eden Dr Mesut Özel, "Rotavirüse bağlı ağır ishaller sıklıkla 3 ay-2 yaş arasındaki çocukları etkiliyor. Yaklaşık 2-4 günlük kuluçka dönemi sonrasında ani yüksek ateşe yol açıyor, aşırı kusma ve şiddetli ishal gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Rotavirüs ishallerinde diğer etkenlere ait ishallerden daha fazla Sulu ishal, bulantı, kusma, iştah kaybı, karın ağrısı görülmektedir. Rotavirüs enfeksiyonu sebebiyle hastaneye yatırılan çocukların çoğunluğunda ateş, kusma ve ishal bileşiminden oluşan bir klinik görülür. Ancak rotavirüs ishalinin tanısı konulsa bile, hastalığa yönelik özel bir tedavisi bulunmuyor. Rotavirüs tanısını doğrulamak için birkaç laboratuar yöntemi kullanılabilir. Rotavirüs ishalinin özel tanısının konulması, tedavi yaklaşımını değiştirmez. Özel bir antiviral tedavi yoktur" diye konuştu. 

ANTİBİYOTİĞE YER YOK 

 "Viral ishallerde Antibiyotik fayda etmiyor. Bir başka değişle, rotavirüs tedavisinde antibiyotiğe yer yok" diyen Özel sözlerini şöyle sürdürdü: "Aksine, antibiyotik kullanımı bağırsak florasını bozarak, ishalin uzamasına ve ağırlaşmasına yol açabiliyor. Rotavirüs ishaline karşı tek korunma yöntemi olarak aşı gösteriliyor. Rotavirüs aşısı Türkiye'de rutin aşı takvimine alınmış değil. Aileler kendi isteği doğrultusunda ilgili hekime yaptırabiliyor. Halen piyasada olan aşı 2006 yılından beri ABD ve birçok Avrupa ülkesinde güvenli bir şekilde uygulanıyor. Aşının uygulanmaya başlamasıyla birlikte aşı yapılan grupta hastaneye yatış oranında yüzde 85 oranında azalma kaydedildiğini belirtiyor. Rotavirüs aşısının etkinliğinin yüzde 74 ile yüzde 98 arasında olduğu bilimsel yayınlarlarla ispatlanmış durumda. Rotavirusgastroenteriti çok sayıda ayaktan poliklinik ve hastane yatış oranları nedeniyle ülke ekonomisine ve ailelere büyük yük getiriyor"

 ROTAVİRÜSTEN KORUNMANIN YOLLARI 

 Rotavirüs ishaline karşı korunmada öncelikli yöntem aşı. Bunun yanı sıra temizlik ve hijyene çok dikkat etmek gerekiyor. Zira rotavirüs, ishal bir kişinin dışkısı ile kolaylıkla çevreye yayılabiliyor. Kişinin dokunduğu kapı kolları, Telefon, Asansör düğmesi, oyuncak, bardak gibi çok çeşitli araçlarla çevredeki diğer kişilere kolayca bulaşabiliyor. Rotavirüs kuru yüzeylerde 6 ile 60 Gün arasında Canlı kalabiliyor. Dr. Özel, milyonlarca çocuğu tehdit eden rotavirüsten korunmak için gerekli kuralları şöyle sıralıyor: - Temiz olduğuna inanılan Sular içilmeli - Bebek temizlendiğinde kullanılan suların temiz olmasına dikkat edilmeli - Çocuklarda yalnızca pastörize süt ve şişelenmiş meyve Suyu verilmeli - Taze meyve ve sebzeler yenilmeden önce mutlaka bol su ile yıkanmalı - Et, balık ve deniz ürünleri mutlaka iyi pişirilmeli - Yemekten önce ve sonra, tuvalete çıktıktan sonra ve bebeğin altı değiştirildikten sonra eller mutlaka iyice yıkanmalı.(İHA)
0 yorum

Hamileliği fark etmemek mümkün mü?

Çok az da olsa, doğum yapana kadar bunu faketmeyen, karın ağrılarıyla gittiği hastanede hamile olduğunu öğrenen kadınlar var. Peki hamileliği fark etmemek mümkün mü?

İngiltere ve İrlanda’da 600 doğumdan biri, anne hamileliğini çok geç fark ettiği gerçekleşiyor. İngiltere eski başbakanı Tony Blair’in eşi Cherie Blair de dördüncü çocuğuna gebe kaldığını geç anladığını anlatmıştı. Ender de olsa, doğum yapana kadar dahi bunu faketmeyen, karın ağrılarıyla gittiği hastanede hamile olduğunu öğrenen kadınlar var. Peki ne oluyor da kadınlar hamileliklerini atlıyor ya da iş işten geçince anlıyor?

Medical Park Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün’ün verdiği bilgiye göre, bazı kadınlar, hamileliğin erken bulguların olan bulantı, kusma, baş dönmesi, bitkinlik belirtilerini neredeyse hiç yaşamıyor. İlk üç ayı rahat atlatıyor, dördüncü aya gelince bebeğin hareketlerini hissetmesiyle hamileliğin farkına varıyor. Bazıları ise zaten düzensiz adet görüyor, bu sırada hamile kalıyor. Bir başka grup kadın da hamile olduğu halde adet görüyor. Zaten düzensiz adet gören kadın hamileyken, “üzerine görme” denilen ve aslında normal adetten zaman, miktar ve süre olarak farklı lekelenmeleri adet görme olarak niteleyip zaman kaybediyor.

Op. Dr. İyigün, “Çok genç yaşta cinsel ilişkisi bulunan ancak adet düzeni, korunma ve hamilelik konusunda bilgisi az genç kızlar da geç farkedebiliyor. Partneriyle zaten düzensiz, az ilişkiye girdikleri ve bu yaşlarda adet düzensizlikleri sık görüldüğünden hamileliklerinin farkına varamıyorlar. Bulantı ve kusmaları nedeniyle dahiliye kliniklerinde uzun zaman takip edilen genç kızlar hatırlıyorum” diyor.

Gebelik üzerine görülen adet nasıl oluyor da aylık olağan kanamayla karıştırılıyor? Aslında bu aylık kanamalardan farklı. Gün, miktar ve kıvamı aynı değil. Op. Dr. İyigün, “Düzenli adet gören kadın, kanın miktarını, ortalama kaç ped kullandığını bilir. Hamile olup da üzerine adet gören kadınların kanaması lekelenme tarzında olur. Ya da düşük tehditlerinde olduğu gibi çok şiddetlidir. Adet fizyolojisi hakkında bilgisi az olanlar, hele bir de sosyal ya da duygusal zorluklar yaşıyorsa bu kanamaları normal sanıp, hamileliklerini atlıyor” diyor.

MENOPOZ KAZALARI DA AZ DEĞİLKadınların sürpriz hamilelikler yaşayabildiği bir dönem de menapoza geçiş dönemi. Adet kanamalarının düzensiz olmaya başladığı bu dönemde, “artık yumurtlamıyorum” diye düşünen kadın rehavet yaşıyor. Korunmada disiplini de bir tarafa bırakıyor. Ama az sayıda kalan yumurtanın spermle karşılaşması halinde hamile kalabiliyor. Yine bu dönemde adet düzensiz olduğu için aradaki kanamasız dönemden kuşkulanmıyor. Ta ki, karınlarında hareketlilik hissedene kadar!

SÜTÜN KORUMASINA GÜVENENLERAmerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Kayhan Yakın, doğum sonrası emzirme sırasında hamileliğin de sık rastlanan sürprizlerden olduğunu söylüyor: “Normalde emzirme süresince süt hormonunun etkisiyle yumurtalıklar baskılanır ve adet görülmez. Ancak doğumdan 1.5 ay sonrasından itibaren yumurtalıklar bu baskıdan kurtularak yumurta üretmeye başlayabilir. Bu nedenle doğumdan 1.5 ay sonra korunmaya başlamak gerekir. Bu dönemde oluşacak sürpriz hamilelikler çoğu zaman oldukça geç fark ediliyor. Emzirdiği için adet görmediğini zanneden anne, memelerindeki şişkinliği ve hassasiyeti, mide şikayetleri, karında şişliği, baş dönmesi ve yorgunluk gibi işaretleri lohusalığa yoracağından gebeliğin anlaşılması gecikebiliyor” diyor.

GEÇ FARK ETMENİN RİSKLERİHamileliğin geç fark edilmesinin yarattığı başka bazı riskler de var. Bebeğe zarar verebilecek ilaç kullanımı, dış gebeliğin geç fark edilmesi veya gebeliğin sağlığı için alınması gereken bazı önlemlerin geç alınması gibi. Bir diğer problemse istenmeyen gebeliğin, istem üzerine sonlandırılabileceği yasal sürenin aşılması olasılığı. Kanunlara göre gebeliğin 10’uncu haftasından sonra anomali varlığı haricinde çiftin kendi istemi gebeliği sonlandırmasına imkan tanımıyor.

Aslında bir kez gebelik yaşamış kadın, sadece adet gecikmesinden değil memelerindeki hassasiyet, bulantı hissi, yorgunluk ve uykuya meyil gibi değişikliklerden de şüphelenebilir. Ancak bu belirtiler oldukça sübjektif. Ayrıca bazı gebeliklerde çok hafif seyredebildiğinden her zaman uyarıcı olamayabilir. Yine de her ay düzenli adet gören bir kadının hamile olduğunu fark etmemesi pek mümkün değil. Adet gecikmesi yaşayan her kadın, gebe olup olmadığını sorgulamalı. Düzensiz kanamalar mutlaka dikkate alınmalı. En sık ve kolay uygulanabilen idrar testi her zaman güvenli ve yeterli duyarlılıkta olmayabilir. Şüpheli ilişki sonrası hemen yapılan idrar ve kan testleri olası gebeliği bu kadar erkenden gösteremez. Olası adet süresi geçmeden gebelik testleri yapılmamalı.
0 yorum

35 yaş üzeri her 3 kadından biri kısır

İyi bir okul, iyi bir iş, her birimiz için iyi bir gelecek anlamına geliyor. İyi bir geleceği garanti etmeden ne evlilik ne de çocuk düşünülüyor. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan kadınlar, belli bir birikime ulaşmadan çocuk hayali bile kurmuyor. Ancak unutulan bir şey var; kadının biyolojik saati.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, kadınlarda yaş ilerledikçe gebelik şansının azaldığını belirtti.

Üniversite, yüksek lisans, iyi bir iş, iyi bir kariyer derken kriterlerin ardı arkası kesilmiyor. Kiradan kurtulalım, araba alalım, kenara biraz para koyalım ki çocuğumuzu rahat büyütelim hedeflerinin peşinde koşarken kadınların yaşı geçiyor… Son yapılan araştırmalar da Türkiye’de evlilik ve çocuk doğurma yaşının 27’ye yükseldiğini gösteriyor.

Eurofertil Tüp Bebek Merkezi Medikal Direktörü ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, kadının 30 yaşından sonra doğurganlığının azaldığını vurgulayarak şu uyarılarda bulundu:

“Kadınların doğurganlık bakımından en verimli oldukları dönem 20 ila 30 yaşları arası. Ancak bize başvuran pek çok hastamızın bu yaşları aştığını gözlemliyoruz. Tabi ki herkesin kendine göre bir hayat planı, hedefi, hayali var ancak unutmamak gerekiyor ki, kadınların biyolojik yapısı gereği yaş ilerledikçe yumurta rezervi ve yumurta kalitesi azalıyor. Çünkü, kadınlar belli bir yumurta rezerviyle doğar ve menopoza kadar sahip oldukları yumurta rezervini harcarlar. Ergenlik döneminden itibaren ayda bir kez yumurtlayan kadın, menopoza kadar ayda ortalama 350 ila 400 yumurta harcar. İlk harcanan yumurtalar da en kaliteli olan yumurtalardır. Bu nedenle, 20’li yaşların sonuna doğru yumurta kalitesi ve sayısı düşmeye başlar. Bu düşüş 35 yaşından sonra daha da hızlanır.”


Dr. Hakan Özörnek, 35 yaş üstü kadınların 3’te birinde, 40 yaş üstü kadınların ise 3'te ikisinde kısırlık görüldüğünü vurgulayarak “30 yaşına kadar yüzde 60’lara dayanan doğurganlık oranı, 35 yaşından sonra yüzde 35’e, 40 yaşından sonra ise yüzde 15’e düşüyor. Bu nedenle, 35 yaş üzeri kadınların 3’te birinde, 40 yaş üstü kadınların ise 3'te ikisinde kısırlık görülüyor.” dedi.

YAŞLA BİRLİKTE DÜŞÜK VE SEZERYAN RİSKİ DE ARTIYORUzm. Dr. Hakan Özörnek, yaşla birlikte düşük ihtimalinin de arttığının altını çizdi. Dr. Özörnek; “Düşük ihtimali, 20’li yaşlarda yüzde 10 civarındayken 35 yaşından sonra iki katına çıkarak yüzde 20’e ulaşır. Aynı ihtimal, 40’lı yaşların başında yüzde 35’e, 45 yaşının üzerinde ise yüzde 50’ye çıkar. Ayrıca, sezaryen oranının da yaşla birlikte arttığı unutulmamalı. 40 yaş civarı kadınlar, 20’li yaşlarındaki kadınlara oranla iki kat fazla sezaryene ihtiyaç duyar.” dedi.
0 yorum

Bebeğiniz Zamanında Ama Küçük Dünyaya Geldiyse

Haftalarca doğumunu beklediğiniz bebeğiniz tam zamanında doğmasına rağmen beklenenden çok daha düşük kiloda dünyaya gelebilir. Annenin yanlış beslenmesi ya da çoğul gebelik gibi nedenlerle ortaya çıkabilen bu durum sonucunda bebek doğru bir bakımla kısa sürede sağlığına kavuşup yaşıtlarını yakalayabilir.



Memorial Şişli Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Sorumlusu Uz. Dr. Ercan Tutak, SGA (small for gestational age)olarak adlandırılan annenin gebelik zamanına göre küçük doğan bebeklerin bakımı hakkında bilgi verdi.

Annenin sağlığı bebeğin kilosunu belirlerBebekler normal şartlar altında 38-42. doğum haftaları arasında dünyaya gelir. 37. haftadan önce doğan bebeklere ise "prematüre bebek" adı verilir. Tam zamanında doğmasına rağmen 2 bin 500 gramın altında olan bebeklere ise "düşük doğum ağırlıklı bebek" denilmektedir. Doğum haftasını tamamlamasına rağmen bebeğin anne karnında gelişimini gerileten çeşitli nedenler vardır. Bu nedenlerin başında anne adayının hamilelik sürecinde ciddi sağlık problemleri yaşaması ve iyi beslenememesi yatmaktadır. Çünkü beslenme ve anneye ait her türlü ciddi sağlık problemi karnındaki bebeğin de beslenmesinin bozulmasına neden olur. Anne karnında iyi beslenemeyen bebekler tam zamanında doğmasına rağmen yaşıtlarına göre düşük doğum kilolarında olabilir.

Yer darlığı bebeğin kilosunu düşürür Annenin sağlığı genel olarak iyi olduğu durumlarda 2 veya daha fazla bebeğin aynı rahim içerisinde bulunduğu ikiz, üçüz gibi hamileliklerde yer darlığı bebeklerin düşük doğum ağırlığında olmasına neden olabilir. Rahimde büyük yer kaplayan bir kitle(miyom gibi) olduğunda da bebek tek olsa bile yer darlığı düşük doğum ağırlığına neden olur. Anne tamamen normal bebekte ise doğumsal anormallik olması durumunda yine düşük doğum ağırlığı olacaktır. Ancak bebekteki anormallik yaşamla bağdaşmayan bir anormallik ise ana rahmi bebeği genellikle tutmayacak ve çok erken dönemde kayıp ile sonuçlanır. Yaşamla bağdaşan anormallikler ise düşük doğum tartılı olarak doğacaktır. Anne de bebek de normal ancak plasentada bir anormallik varsa, bebeğin beslenmesi anne karnında bozulur ve ağır bir sorun olmazsa yine düşük doğum tartılı olarak doğmasına neden olur. Çok ağır plasenta anormallikleri ise bebek kaybı ile sonlanacaktır. Bazen ikiz olan bebeklerin plasentası tek olur ve iki bebek arasında birinden diğerine kan geçişi olur. Bu durumda kan alan bebek iri, veren bebek ise düşük doğum ağırlıklı doğar.

Bebeğin gelişimi yakından izlenmeli Anne karnında iken ultrason ile bebeklerin ağırlıkları, bacak uzunluğu ve baş çevrelerine göre gelişimleri değerlendirilerek doğum haftasına uygun gelişim gösterip göstermediği tespit edilebilir. Doğduktan sonra da ağırlık boy ve baş çevresi ölçülerek düşük doğum ağırlığı tanısı konabilir. Doğumsal, genetik anormallikler ancak tüp bebek uygulaması yapılan ve daha önce benzer nedenlerle bebek kaybı yaşayan ailelerde embriyo transferleri sırasında çözülebilir. Genetik analizlerle hastalıklı embriyonun tespiti ile anne karnına sağlıklı embriyonun verilmesi ile önlem alınabilir. Ancak bu çok seçilmiş vakalarda yapılır. İkiz eşleri arasında kan geçişi plasentaya yapılacak olan müdahale ile mümkün olabilir ancak yapılacak operasyon doğumu erken başlatabilir. Anneye ait önlenebilir hastalıkların hamilelik öncesi tedavisi de düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğumunun önlenmesine yönelik bir tedbir olabilir. Bebeğe ait nedenlerden dolayı düşük doğum ağırlığı ile doğmuş bebek doğduktan sonra tetkik edilir ve tedavisi yapılır.

Bebek iyi bir bakımla yaşıtlarını yakalayabilirGebelik yaşına göre düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sonraki yıllarda diyabet ve hipertansiyon hastası olma ihtimalleri normal doğum ağırlığı olan bebeklere göre daha yüksektir. Ancak bu, her düşük doğum ağırlıklı bebeğin şeker ve tansiyon hastası olacağı anlamını taşımaz. Düşük doğum ağırlığı olan bebekler çok çabuk ısı kaybederler bu nedenle oda ısısının 23-25C olmasına özen gösterilmelidir. Taburcu olduğu ilk günlerde günde 3 kez vücut ısıları kontrol edilmesi gerekir. Bu bebeklerde bazen de emme nefes alma ve yutma koordinasyonlarının iyi olmamasına bağlı nefes tutma, morarma atakları olabilir. Bu durumda tekrar doktoru ile görüşülmesi önerilir. Bir an önce yaşıtlarını yakalaması için beslenmeye özellikle dikkat edilmeli, öğünler atlanmamalı, bir gün için önerilen miktar mümkün olduğunca uygulanarak bitirtilmesi gerekir.
0 yorum

Doğum Çatlakları Nasıl Oluşur?

Tıp dilinde stria adı verilen çatlaklar kollojen ve elastin adındaki derinin bütünlüğünü sağlayan liflerin esneme ve gerilme kapasitelerinin zorlanmasıyla yırtılmalar oluşur. Hamileliksırasında alınan kilolar hamilelik sonrası hızla verildiğinde deride ilk etapta kırmızı-mor renkli çatlamalar oluşur daha sonra alba adı verilen beyaz renkli derin çatlak izleri meydana gelir.
Doğum Çatlaklarının Tedavisi Mümkün Mü?
Öncelikle hamilelik sürecinde önlemler alınarak çatlakların oluşumunu engellemek mümkündür. Cildi bebek veya kakao yağı ile nemlendirerek, bol su içerek, su kaybını önleyecek ve esneklik kazandıracak E ve C vitaminleri içeren sebze ve meyveler tüketerek ve egzersiz yaparak cildinizi çatlaklardan koruyabilirsiniz. Fakat çoğu bayan hamilelik sürecinde bunlara dikkat etmiyor ve vücutlarında derin çatlakların oluşumunun önüne geçemiyorlar. Hamilelik sonrası oluşan çatlaklar için çeşitli lazer tedavileri, mikrodermobrozyon ve kimyasal peelingler önerilmektedir.
0 yorum

Torba tasarıda 'Tüp bebek' için kolaylık



"Torba kanun tasarısı" TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek, yasalaştı.




Torba kanun tasarısı görüşmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilerek yasalaştı. Yeni yasada tüp bebek ile ilgili düzenlemeler de yer aldı.

BAZI ŞARTLARDAN MUAF OLANLAR
Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un kapsamına girenler, tüp bebek uygulanmasında verilecek destek için aranan, "Son 3 yıl içinde diğer tedavi yöntemlerinden sonuç alamama" ve "En az 5 yıldır genel sağlık sigortalısı olma" şartlarından muaf olacak.

Kanuna göre bu kişiler; içgüvenlik ve asayişin korunması veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki konularında görevlendirilen Jandarma Genel Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli, Türk Silahlı Kuvvetler mensupları, MİT mensupları, çarşı, mahalle ve kır bekçileri, orman memurları ve personeli ile Gümrük Muhafaza memurları; güven ve asayişi ihlal eden eylemlere ve kaçakçılığa ilişkin olayların soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürüten adli ve askeri hakimleri, cumhuriyet savcı ve yardımcılarıyla askeri savcı ve yardımcıları, güvenlik kuvvetleriyle birlikte olay mahallinde bizzat görev yapan mülki idare amirleri; ceza ve tutukevlerinin iç ve dış güvenliğini sağlamakla görevli bulunan personel; güven ve asayişin korunmasında hizmetlerinden yararlanılması zorunlu olan ve yetkililerce kendilerine bu amaca yönelik görev verilen kamu görevlileri ve sivilleri; iç güvenlik ve asayişin korunmasında veya kaçakçılığın men, takip ve tahkiki ile ilgili olarak güvenlik kuvvetlerine kendiliklerinden yardımcı olmuş ve faydalı oldukları yetkililerce tevsik edilmiş kişiler; devlet güçlerini sindirme amacına yönelik olarak yapılan saldırılara maruz kalan kamu görevlileri ile bunların yaptıkları görevler veya yardımlar sebebiyle saldırıya maruz kalan eş, füru, ana, baba ve kardeşlerinden oluşuyor.

YARDIM ORANLARI
Başka tıbbi bir yöntemle mümkün olmaması nedeniyle yapılacak yardımcı üreme yöntemi tedavisi dışındaki, yardımcı üreme yöntemi tedavisinde, katılım payı ilk denemede yüzde 30, ikinci denemede yüzde 25, üçüncü denemede yüzde 20 oranında uygulanacak.

SGK Başkanlığı bünyesinde oluşturulan bilimsel komisyonlara, kurum dışından, alanlarında uzman olan öğretim üyeleri ile tabip, diş tabibi ve eczacılar da katılabilecek.

Sosyal güvenlik sözleşmesi olmayan ülkelerde iş üstlenen işverenlerce yurt dışındaki işyerlerinde çalıştırılmak üzere götürülen Türk işçileri için SGK'ya ödenmesi gereken sigorta primlerinin üst sınırı, asgari ücretin 3 katı olacak.

Sigortalılar adına sonradan tahakkuk ettirilen fark prim tutarları, sigortalılar ile tüzel kişilerin kasıt, kusur, hata ya da yanıltıcı beyanından kaynaklanmaması şartıyla, gecikme cezası ve gecikme zammı uygulanmaksızın tahsil edilecek.

SGK tarafından ödenen gelir ve aylıkların, kuruma iade süresi 6 aydan 12 aya çıkarılacak.

SGK kapsamındaki iş yerlerinin 31 Aralık 2013 tarihi öncesine ait ödenmemiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, sosyal güvenlik destek primi ve idari para cezası ile eğitime katkı payı, özel işlem vergisi ve damga vergisi borçlarından 100 TL'yi aşmayan asli alacakları ve tutarına bakılmaksızın bu asılların gecikme cezası tahsilinden vazgeçilecek. 23 Nisan 1999 ile 14 Şubat 2005 tarihleri arasında tabi oldukları personel mevzuatına göre almış oldukları disiplin cezası sonucu memuriyetleri sona erenlerden, memuriyete dönmesi ve prim borçlanma hakkı kazanması için başvuru hakkını kullanmamış olanlar, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren SGK'ya başvurmaları halinde bu imkandan yararlanabilecek.
0 yorum

Annenin stresi, bebeğe gaz yapıyor



Bebekteki gaz sancısında, annelerin yaşadığı stresin etkili olduğu belirtildi.




Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Metin Kılınç yaptığı açıklamada, özellikle 0-8 ay arasındaki bebeklerin yaşadığı gaz sancısının, ebeveynleri en çok tedirgin eden konuların başında geldiğini söyledi.

Gaz sancısının adeta bebeklerin ortak derdi olduğunu ifade eden Kılınç, "Bebeklerin bu sıkıntısı karşısında ebeveynlerin yanlış tutumları da eklenince durum daha can sıkıcı hale geliyor. Aslında gaz sancıları zarar verici olmayan, belli süreyle sınırlı fizyolojik bir olaydı" dedi.

Sancının, bebekteki sağlık sorunlarına bağlı gündeme gelebileceğini belirten Kılınç, şöyle konuştu:

"Bebeğinizin bu problemi yaşamasını istemiyorsanız, stresten uzak durun. 20 yıllık meslek hayatımda, stresini ortadan kaldırdığımız annelerin bebeklerinin ancak yüzde 1'inde gaz sancısı devam etti. O da çocuklardaki çeşitli sağlık sorunlarından kaynaklanıyordu. Bugün yaşanan gaz sancılarının neredeyse tamamının altında annenin yaşadığı stres yatıyor. Bu stres de genellikle ilk gebeliğini yaşayan annelerde sıklıkla görülüyor. Çünkü tecrübesiz olan anneler, birçok konuda 'şimdi ne yapacağım' endişesi taşıyor."

Kılınç, stresten uzak duran annelerin ise bu sıkıntıyı yaşamamak için bazı tedbirler alabileceğini vurguladı.

Bebeklerin emerken hava yutabildiklerine işaret eden Kılınç, "Bebeği emzirdikten sonra halk arasında 'tıpışlamak' olarak tabir edilen bebeği omza yatırıp sırtına vurmak gerekir. Her beslenmeden sonra yapacağımız bu işlemi 'gark' sesi gelinceye kadar sürdürmeliyiz. Ayrıca bebeği yatırırken yaklaşık 30 derecelik açıyla dik olacak şekilde arkadan desteklemek, hava yutmasını engelleyecektir" diye konuştu.

Kılınç, halk arasında emziren kadınların "nohut yeme bebeğe gaz yapar" gibi söylemlerle bazı besinlerden mahrum bırakıldığını ifade etti.

Bilimsel olarak nohut yiyen annenin sütünde bebeğe gaz yapacak herhangi bir bulguya rastlanmadığını dile getiren Kılınç, şunları kaydetti:

"Dolayısıyla bu söylem biraz yanlış. Bu gibi yanlış ifadeler anneyi bazen sevdiği yiyeceklerden mahrum bırakabiliyor. Oysa biz, tüm annelere 'sevdiğiniz ve günlük hayatta sizi rahatsız etmeyen herşeyi gebelik ve emzirme döneminde de tüketmeye devam edin' diyoruz. Ayrıca emziren annelerin sıvı besin tüketmeye ve günlük en az 2 litre su tüketmeye dikkat etmeleri de bebek için yararlı olacaktır."
1 yorum

Tüp bebekte devlet desteği çiftlerin yüzünü güldürecek



Prof. Dr. Faruk Buyru tüp bebek denemesiyle ilgili açıklamalarda bulundu





İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, "Torba Yasa" ile SGK kapsamında tüp bebek denemesinin 2'den 3'e çıkarıldığını hatırlatarak, bunun olumlu bir değişiklik olduğunu belirtti.

Buyru, AA muhabirine yaptığı açıklamada, birtakım sosyal nedenlerle anne olma yaşının ertelendiğini ifade ederek, 35 yaşından sonra kadınların anne olmasının biyolojik sebeplerle güçleştiğini söyledi.

Bu nedenle çocuk sahibi olmak isteyenler için tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerinin öneminin büyük olduğunu vurgulayan Buyru, yakın bir zamanda yürürlüğe giren "Torba Yasa" ile SGK kapsamında tüp bebek denemesinin ikiden üçe çıkarıldığını kaydetti.

Bunun önemli bir değişiklik olduğunu vurgulayan Buyru, "Böylelikle daha önceki denemelerde gebe kalamayan çiftler, üçüncü uygulamayı da devlet desteğiyle yaptırabilecek. Bunun karşılığında her deneme için 300-400 lira gibi bir ücret ödemeleri gerekecek. Tüp bebek tedavisinin büyük bir kısmının devlet tarafından karşılanması, bu tedaviye daha fazla insanın ulaşmasını kolaylaştırıyor. Bu olumlu bir değişiklik" diye konuştu.

Prof. Dr. Faruk Buyru, yeni düzenlemeyle ikinci evliliğinden çocuk isteyenlerin tüp bebek yaptırmasının da yolunun açıldığını dile getirdi.

Buyru, "Daha önceki evliliklerinden çocuğu olanlar, tekrar evlenip çocuk sahibi olamadıklarında tüp bebeğe başvuruyorladı. Fakat devlet 'daha önceki evliliğinizden çocuğunuz var' diye bunu karşılamıyordu. Düzenlemeyle yeni evliliklerinde çocuk sahibi olamıyorlarsa bunu devlet karşılar hale geldi. Devlet güvencesinde tüp bebek deneme yaşı da 23-38 arası oldu" bilgisini verdi.

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin yüzde 15'inin gebe kalamama sorunu yaşadığını dile getiren Buyru, bunların bir kısmının yumurtalıkları uyarıcı tedaviyle aşılama ya da başka yöntemlerle bazılarının da tüp bebek tedavisiyle çocuk sahibi olabildiğini anlattı.

Tüp bebek tedavisinin toplumda yüksek bir oranı ilgilendirdiğini belirten Buyru, "Bu tedaviye başvuran insan sayısı giderek artıyor. Çünkü giderek tüp bebekte başarı oranı artıyor ve tedavi kolaylaşıyor. Tüp bebek, çocuk sahibi olamayanlar için büyük bir umut" dedi.
1 yorum

Varis tedavisi için geç kalmayın…

Varisten korunmak için alçak topuklu ayakkabıları tercih edin

Özellikle uzun süre ayakta kalmayı ya da sürekli oturmayı gerektirecek meslek gruplarında çalışan kadınlarda görülen varis, görsel olarak kadınları mutsuz eder. Dış görünümün yanı sıra tedavi edilmeyen varislerin Kronik Venöz Yetmezlik (KVY) adı verilen daha ciddi bir hastalığa da neden olabileceğini belirten Özel Medline KonyaHastanesi Kalp ve Damar Cerrahisinden Op. Dr. Özgür Mart, konuyla ilgili bilgilendiriyor.

Toplardamarların genişlemesine ve şişmesine varis denir. Genellikle, vücudun en fazla basınç altında kalan bölgesi olan bacakların alt kısımlarında görülen varis, yalnızca estetik açıdan değil, sağlık açısından da önlem almayı gerektirir. Kılcal varisler genelde görüntü bozukluğu dışında bir yakınmaya yol açmazlar. Ancak damarlar genişledikçe belirgin yakınmalar başlar. Varisi olanlarda, gece krampları, bacaklarda kaşıntı ve şişkinlik olur, ayakta kalınca Ağrı başlar. Kadınların, hamilelik ve period dönemlerinde varislerle ilgili şikayetleri artar. Uzun süre ayakta kalma sonrası bacakta ağrı, şişme, hassasiyet ve ağırlık hissi oluşabilir. Daha ileri vakalarda ise; özellikle ayak bileği iç tarafında şişme ve deri altında siyaha yakın renk değişikliği görülür. Zamanla bu bölgelerde yaralar oluşabilir.

Anne ve diğer birinci derece akrabalarında varis hastalığı olması varisin en önemli risk faktörüdür. Bunun yanı sıra; uzun süre ayakta kalınan veya devamlı sabit olarak oturulan bir işte çalışmak, sigara içmek, hızlı kilo almak, hamile olmak ve doğum yapmak varis hastalığının başlamasına neden olabilir.

Varis tedavisinde medikal ya da cerrahi uygulamalardan yararlanılabildiğini belirten Op. Dr. Özgür Mart, lokal anestezi ile yapılan cerrahi uygulama ile ilgili: “Varis tedavisinde, rahatsızlığın durumuna göre farklı yöntemlere başvurulabilir. Medikal uygulamaların yeterli olmadığı tedavilerde; kasıktan sadece 2 cm’lik bir kesi ile giriş yapılarak hasarlı damarın tedavisi gerçekleştirilir. Bu operasyon genel olarak tüm damarın çıkarıldığı cerrahi yöntemlerden daha pratik ve konforludur” dedi.
Varisi olanlar nelere dikkat etmeli?
Özel Medline Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanı Op. Dr Özgür Mart, varisi olanlara hastalara şunları öneriyor:

- Sıcak damarları genişlettiği için aşırı sıcaklar varisli hastaları rahatsız eder. Çok sıcak suyla banyo yapmayın, kaplıca, sauna gibi sıcak ortamlardan uzak durun.

- Çok yüksek topuklu ayakkabı giymeyin.
- Uzun süre ayakta aynı pozisyonda kalmamaya çalışın.
- Düzenli yürüyüş yapın. Bacakları çalıştırdığı için yüzme de varise iyi gelir.
- Dolaşım bozukluklarına neden olduğu için dar kot pantolon giymeyin.
- Kilo, varisin artmasına neden olacağı için beslenmenize dikkat edin. Kilo almamak için Akdeniztipi beslenmeyi tercih edin. İdeal kilosunu koruyan varis hastaları, ayak ve bacaklara daha az yük bineceğinden rahat ederler.
- Akşamları soğuk suyla masaj yapmak ve ayaklar hafif yüksekte yatmak hastaları rahatlatır.

Varisler tedavi edilmezse başka sorunlara yol açar mı?
Varis tedavi edilmezse ciltte çeşitli ödemlere ve kapanması çok güç yaralara sebep olabilir. İlerleyen varis kan dolaşımında da önemli problemlere yol açabileceğinden varislerin ilerlemesine engel olmak gerekir.
0 yorum

Eğer çocuğunuz olmuyorsa


Tiroit hormonu düzgün çalışmıyorsa dikkat!

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fulya Akın, tiroit bezinin normal çalışmamasının tüm vücudu etkilediğini belirterek, "Çocuk sahibi olamayan çiftlerin tiroitle ilgili bir problem olup olmadığına da baktırmaları gerekir" dedi.


Türkiye'nin endemik guatr bölgesinde olması nedeniyle tiroit hastalıklarının çok sık görüldüğünü kaydeden Akın, "Bütün metabolizmayı ilgilendiren olaylar tiroit bezi sayesinde olur. Vücudun ısı dengesinden kadınlarda adet düzenine kadar her şeyi etkileyebilir ve farklı belirtiler verebilir. Tiroit hormonunun az olması durumunda halsizlik, yorgunluk, isteksizlik, uykuya meyil, kabızlık, saç dökülmesi, kilo alma, vücutta şişlik gibi belirtiler görülebilir" dedi.


ÇOCUK SAHİBİ OLMAYI ETKİLİYOR


Ülkemizde en sık görülen tiroit bezi hastalığının, iyot eksikliğinden kaynaklanan guatr olduğuna işaret eden Akın, şunları söyledi:


"Türkiye, iyot eksikliğinin en sık görüldüğü yerlerden biri. Toplumun üçte ikisinde tiroit hastalıkları görülüyor. Bayanlarda daha çok oluyor. Hipertiroidi, yani çok çalışması da fazla ama hipotiroidiyi özellikle Denizli bölgesinde daha çok görüyoruz. Karadeniz bölgesinde iyot eksikliği çok ciddi rakamlarda iken, bütün tuzların iyotlanması ile eskiye nazaran düzeldi. Tiroit bezinin normal çalışmaması tüm vücudu etkiliyor. Hatta çocuk sahibi olup olmamayı da etkiler. Dolayısıyla çocuk sahibi olamayan çiftlerin tiroitle ilgili bir problem olup olmadığına da baktırmaları gerekir."


TİROİT YUMRU ŞEKLİNDE BÜYÜYEBİLİR

Tiroit bezinin yumru şeklinde büyümesi sonucu nodül denen bir durumun ortaya çıktığını dile getiren Akın, nodülün yüzde 95'nin iyi huylu yüzde beşinde ise kötü hücre bulanabildiğini kaydetti.


Kötü huylu hücre olan nodülün ameliyatla alınması gerektiğine dikkati çeken Akın, "Nodüller büyümüyorsa, çoğalmıyorsa herhangi bir problem yoktur demektir. Ama tiroit bezinin nodül boyutunda 2 milimetreden fazla büyüme varsa, ailede tiroit kanseri hikayesi varsa, baş boyun bölgesinde bir radyasyon hikayesi varsa çok genç ve çok yaşlı hastalarda, çünkü 20-60 yaşları arasında tiroit bezi hastalıkları çok görülür ve bayanlarda sıktır, 20 yaşın altındakiler ve 60 yaşın üstündekilerde risk daha fazladır, eğer hasta erkek ise ise yine risk daha fazladır" şeklinde konuştu..
0 yorum
 
Support : Copyright © 2011. saglik8.blogspot.com - All Rights Reserved
Kafes kuşu | Radyomevlana | Yiğit CAMCI